“Özür diledim işte.” Yetmiyor.
Bir kahve dökülür yere.
Özür dilenir.
Ama leke kalır.
Bir duvar çatlar.
Üzerine bant yapıştırılır.
Ama çatlak hâlâ oradadır.
Bir çiçek susuz kalır.
Sonra hatırlanır.
Ama kökü çoktan vazgeçmiştir.
Hayat bize şunu defalarca anlatır ama biz dinlemeyiz:
Özür dilemek, onarmak değildir.
“Özür diledim işte” cümlesi çoğu zaman bir kapanış değil, bir kaçıştır.
Sorumluluğu üstlenmeden, hasarı görmeden, karşı tarafın ne kaybettiğini anlamadan söylenen bir cümle…
Bir yara bandı gibi. Kanamayı durdurmaz, sadece görüntüyü saklar.
Bazı şeyler kırıldığında, eskisi gibi olmaz.
Bir tabak yapıştırılabilir ama çatlak yerinden yeniden kırılır.
Bir kalp “tamam” diyebilir ama artık eskisi gibi atmaz.
Bir güven yeniden kurulabilir belki ama asla ilk günkü saflıkla değil.
Gerçek bir özür;
– “Üzgünüm” demek değil,
– “Ne yaptım?” diye sormaktır.
– “Canın acıdı mı?” demek değil,
– “Benim yüzümden acıdı” diyebilmektir.
Özür;
zaman ister,
sabır ister,
emek ister.
Ve en önemlisi: değişim ister.
Çünkü davranış değişmiyorsa, özür sadece bir kelimedir.
Ve kelimeler, kırıkları iyileştirmez.
O yüzden bazen şunu kabul etmek gerekir:
“Özür diledim” demek yetmedi.
Yetmeyecek.
Ve belki de asıl olgunluk, bunu kabullenmekle başlar.
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenmedim
0
Sevgi
0
Komik
0
Kızgın
0
Üzgün
0
Vay Canına
0
