Neden melankoliyi severiz? Bizi üzmesine rağmen, depresif hissettirmesine rağmen, hatta bazen olduğumuz durumdan şikâyet etmemize rağmen melankolik olmaya neden bu kadar bağımlıyız? Şarkılarımız, filmlerimiz, sevme tarzımız hep dramatik ve melankoli içeriyor. Oysa yıpratmadan veya çok da düşünmeden emek vermek, sevmek, bir şey üretmek olasılıksız mı? Yoksa melankolinin altında yatan konfora mı kaçıyoruz? Bildiğimiz duyguya sığınmak işimize mi geliyor? Gelin ruhumuzun katmanlarına inelim. Melankoli bizler için sadece bir üzüntü değil, kendimizi en yakın hissettiğimiz duygudur. Evet, acıtır fakat oldukça gerçektir. Melankoli diğer duygulara göre daha gerçektir. Mutluluğun “ha bitti ha bitecek” kaygısı yoktur. Acı çekerken tamamen kontrol bizdedir. Ayrıca insanlar mutlu olduğu durumdan , işten, sevgiliden ya da hayatın herhangi bir parçasından kopmaktan, ayrılmaktan ve acı çekmekten çok korkar. Hepimiz korkuyoruz, kabul edelim. Bazen çok istediğimiz bir şeye başlayamıyoruz ya da çok sevdiğimiz bir insana elimizi uzatamıyoruz çünkü o eli tuttuğumuz zaman o eli kaybetmenin vereceği duyguya çok odaklanıyoruz. Anı yaşamaktan daha çok acıyı düşünüyoruz, kafamızda kuruyoruz diyebilirim. Ayrıca şu da gerçektir ki melankoli yaratıcılığı tetikliyor. Bütün sanatçılara bakın, en verimli sanat eserlerini ürettikleri zaman kesinlikle acıdan kıvrandıkları zamandır. Bundan besleniyorlar. Çünkü insan zihni hüzünlü bir ruh hâlindeyken çok daha içe döner, düşünür ve katmanlaşır. Buna psikolojide “derin işlemleme” deriz. Ayrıca kabul edelim sevgili okuyucular, çok fazla dramatik bir toplumuz. Çok seviyoruz dramatize etmeyi. En güzel duyguları bile dramatize edip mahvediyoruz. Ben de böyleyim maalesef .Keşke olmasam. Bunca şeye rağmen pozitif kalmayı ve kendimizi olabildiğince melankoliden uzak tutmaya çalışalım.Hayata bir kere geliyoruz,aklımızdan çıkarmayalım.