Beynimiz Gerçeği Değil, İşimize Yarayanı Görür
Günlük hayatta aynı olayı yaşayan iki insanın bambaşka anlatılar sunması çoğu zaman şaşırtıcı bulunur. Oysa bu durum bir istisna değil, zihnin çalışma biçiminin doğal bir sonucudur. İnsan zihni, yaşananları olduğu gibi kaydetmekten çok; hızlıca anlamlandırmaya, boşlukları doldurmaya ve bir sonuca varmaya eğilimlidir. Bu eğilim gerçeği birebir görmekten ziyade, zihnin alışık olduğu ve pratik olan yolu tercih etmesiyle ilgilidir.
Zihin bir kamera gibi çalışmaz. Dış dünyadan gelen bilgiyi tarafsız biçimde kaydetmez; onu geçmiş deneyimler, duygusal öğrenmeler ve beklentiler eşliğinde yorumlar. Bu nedenle algıladığımız şey, çoğu zaman olayın kendisinden çok ona yüklediğimiz anlamdır. Aynı cümle bir kişi için nötrken, bir başkası için incitici olabilir; aynı sessizlik biri tarafından sakinlik, diğeri tarafından reddedilme olarak yorumlanabilir. Buradaki fark olayda değil, yorumun arka planında yer alan zihinsel filtrelerdedir.
Zihnin bu hızlı yorumlama biçiminin temelinde evrimsel bir avantaj yatar. Beyin belirsizlik karşısında durup uzun uzun analiz yapmak yerine, hızlıca bir anlam üretir. Bu anlam her zaman doğru olmak zorunda değildir, yeter ki işe yarasın. Zihnin asıl sorusu şudur: Burada benim için bir tehdit var mı? Bu soru çoğu zaman bilinçli olarak sorulmaz; yanıtı da düşünceyle değil, bedensel tepkilerle verir. Kalp hızlanır, kaslar gerilir, kaçınma ya da geri çekilme isteği ortaya çıkar. Zihin henüz düşünmeden beden çoktan kararını vermiştir.
Bu hızlı ve otomatik yol, zihnin en alışıldık yoludur. Pratiktir, zahmetsizdir ve çoğu zaman kişinin kendini güvende hissetmesini sağlar. Ancak bedeli vardır. Zihin hızlandıkça, yorum ile gerçek arasındaki mesafe kapanır. Kişi, kendi yorumunu gerçeğin kendisiymiş gibi yaşamaya başlar. O noktada artık “Ne oldu?” sorusundan çok, “Ben bunu nasıl yorumladım?” sorusu belirleyici hale gelir.
Daha zahmetli ama daha sağlam olan başka bir yol daha vardır: Bir adım geri çekilmek. Yorumun kendisine değil, yorumun arka planında olan bitene bakabilmek için zihne zaman tanımak. Bu zihnin sevdiği bir yol değildir; çünkü yavaştır, emek ister ve kesinlik sunmaz. Ancak bu mesafe kurulduğunda, kişi kendi algısıyla olayın kendisi arasındaki farkı görmeye başlar. Böylece daha objektif saptamalara ulaşmak mümkün olur.
Bu fark özellikle insan ilişkilerinde belirleyicidir. İlişkiler çoğu zaman olan bitenden değil, zihinlerin olan biteni nasıl yorumladığından zarar görür. Akılda kalan en çok can yakan ya da zihnin en hızlı ürettiği anlam her zaman gerçeğin kendisi değildir. İlişkileri daha nitelikli sürdürebilmek için, zihnin pratik ama yanıltıcı yoluna değil; gerçekte olana, kanıtı olana ve konuşulabilir olana bakmak daha makuldür. Bu yaklaşım haklı çıkmayı değil, anlamayı merkeze alır.
Zihin bizi hayatta tutmak için çalışır, bu onun doğasıdır. Ancak iyi yaşamak bu çalışma biçiminin farkında olmayı gerektirir. Yorumla gerçeği ayırt edebilecek iç mesafe kurulabildiğinde zihin, daha az hükmeden daha çok gözlemleyen bir yere çekilir.
Bazen huzur, zihnin en hızlı anlattığı hikâyeye inanmakta değil; bir adım geri çekilip gerçekte olana bakmayı göze alabilmektedir.
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenmedim
0
Sevgi
0
Komik
0
Kızgın
0
Üzgün
0
Vay Canına
0
