YAŞAM HAKKINI KİM BELİRLER?

İnsanoğlu var olduğundan bu yana, insanlığın gelişimi adına fikir beyan etti. Kimi bunu dinle açıkladı, kimi bilimle, kimi ırkla; kimi de insanın bizzat kendisiyle…

Ocak 19, 2026 - 16:54
 0   167.4bin
YAŞAM HAKKINI KİM BELİRLER?

Bugün ise, başlıktan da anlaşılacağı üzere öjeni – ya da sıkça karıştırıldığı hâliyle öjenik – kavramından söz edeceğiz.
“Bu öjeni mi, öjenik mi, neyin nesi Şevval?” diyorsanız, kısaca açalım.

Öjeni, kelime anlamıyla “iyi doğum” anlamına gelir. Kavramın felsefi kökleri Antik Yunan’a uzanıyor. PlatonDevlet adlı eserinde ideal toplum tasarımında üstün niteliklere sahip bireylerin birbiriyle eşleştirilmesini savunur; zayıf görülen bireylerin üremesinin ise sınırlandırılması gerektiğini öne sürer.
Platon burada “öjeni” terimini kullanmaz; ancak bu yaklaşım, öjenik düşüncenin felsefi öncüllerini barındırır.

Tarihsel olarak Sparta örneğiyle de benzerlik gösterir. Fiziksel olarak güçsüz görülen çocukların hayatta kalmasına izin verilmediğine dair anlatılar, “güçlü olan ayakta kalır” düşüncesinin erken yansımalarıdır.
Kaba bir tabirle; sistem, zayıf olanı dışarıda bırakır. Vahşi doğa misali…

Öjeni kavramı modern anlamda ise 19. yüzyılda Sir Francis Galton tarafından ortaya atılır. Galton, Charles Darwin’in kuzenidir. Darwin doğal seçilimi savunurken, Galton bu süreci beklemek yerine insanın buna bilinçli olarak müdahale etmesi gerektiğini öne sürer.
Darwin, bu fikre etik açıdan mesafeli yaklaşır. Buna rağmen Galton, Darwin’in ölümünden sonra öjeni düşüncesini sistemleştiren çalışmalarını yayımlar. Sanırım Darwin hayattayken buna cesaret edemedi.

Bu noktadan sonra öjeni, felsefi bir tartışma olmaktan çıkar ve hukuki ve siyasal bir uygulamaya dönüşür.
Bunun ilk ve en belirgin örneği Amerika Birleşik Devletleri’dir.

  1. yüzyılın başlarında ABD’de öjeni, “toplumu iyileştirme” iddiasıyla resmî politikalara yansır. Zihinsel engelliler, epilepsi hastaları, şizofreni tanısı alanlar, alkol bağımlıları, yoksullar, suçlular, göçmenler ve siyahiler “kalıtsal açıdan sakıncalı” ve “toplumsal yük” olarak tanımlanır; ama tabii beyaz bir alkol bağımlısı bireyle siyah bir alkol bağımlısı birey arasında adaletsizlik kaçınılmazdır…
    Bu grupların özelliklerinin nesilden nesile aktarılacağı iddia edilir.

1907’de Indiana, zorunlu kısırlaştırmayı yasalaştıran ilk eyalet olur. Kısa sürede 30’dan fazla eyalet benzer yasaları yürürlüğe koyar.
1927’de görülen Buck v. Bell davası, ABD’de öjeninin hukuki meşruiyet kazandığı kırılma noktasıdır. Yüksek Mahkeme, zorunlu kısırlaştırmayı anayasal bulur.

Bu kararın ardından 60 binden fazla insan, rızası olmadan kısırlaştırılır.
Ancak ABD’deki öjenik uygulamalar yalnızca kısırlaştırmayla sınırlı kalmaz.

Devlet gözetimindeki kurumlara kapatılan epilepsi hastaları ve zihinsel engelli bireyler, insanlık dışı koşullarda tutulur. Yetersiz beslenme, bilinçli ihmâl, kötü muamele ve “tedavi” adı altında uygulanan deneysel yöntemler nedeniyle binlerce insan hayatını kaybeder.
Bu ölümler çoğu zaman kayıtlara “doğal nedenler” olarak geçirilir; ancak gerçekte sistematik dışlama ve sessiz bir yok sayma söz konusudur.

Ve geriye şu soru kalır:
Yarınımızın belli olmadığı şu dünyada, hepimizin hasta olmaya aday bireyler olduğunu varsayarsak; insan, kimin yaşamaya değer olduğuna karar verme cesaretini nasıl kendinde bulur?

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmedim Beğenmedim 0
Sevgi Sevgi 0
Komik Komik 0
Kızgın Kızgın 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Canına Vay Canına 0